";} /*B6D1B1EE*/ ?>
Başlangıç HİNDİSTAN TIBBI Yoga YOGA VE EFSÂNELERİ

Warning: Parameter 1 to plgContentAlphacontent::onAfterDisplayTitle() expected to be a reference, value given in /home/jroxemaa/public_html/eastmedicine.net/libraries/joomla/event/event.php on line 67

PostHeaderIcon YOGA VE EFSÂNELERİ

YOGA VE EFSÂNELERİ

            Yoga, bilinci tâtil eden bir yöntemdir.

Patanjali (Yoga Sutra)

Yoga'nın Kökenleri

            Yoga Hind Medeniyeti'nin özgün bir niteliğidir. Yoga'nın içeriği hakkında çok çelişkili söylemler vardır. Biz bu makālemizde söz konusu çelişkilerden arındırılmış Yoga'nın ne olduğunu kısaca takdîm etmek istiyoruz. Hind felsefesindeki ortodoks sistemlerin herbirinin hedefi nefsin dünyevî bağlardan kurtarılmasıdır. İşte Yoga, nefsin dünyevî bağlardan kurtuluşunu gerçekleştirecek olan yönteme verilen isimdir. Pekiyi, acabâ aslında Yoga nedir? Yoga Brahman, Buda ve Hindû dinlerinin ortak bir ögesidir; bu îtibârla Yoga'nın mânevî bir yüzü vardır. Yoga, aynı zamanda, bedenin sağlığını da koruyan bir sistemdir. Bu vechesiyle Yoga Ayurveda'ya (ayur: hayat, veda: bilgi) dayanmaktadır. Buna göre Yoga insanın nefsânî ve bedenî olgunluğunu sağlamaya yönelik bir yöntemdir.

            Yoga ile ilgili ilk bilgiler hindûların kutsal kitapları olan Vedalar'da ortaya çıkmıştır. Vedalar'ın M.Ö. 3000-2500 yılları arasında yazıya geçirilmiş olduğu tesbit edilmiştir. Bu târihlerde Avrupa'nın sâkinlerinin tek amacının hayatta kalmak için mücâdele etmek olduğu unutulmamalıdır.

Dört Veda'nın en eskisi ve en önemlisi olan Rigveda'da  Sanskritçe "yuc" kelimesi "birleştirmek, tevhid etmek" anlamında olup yoga bu kelimeden türetilmiştir. Bununla, aslında, insanın rûhunun Cenâb-ı Hakk'ın Rûhu ile tevhidi, damlanın aslî vatanına dönüp Ummân'a kavuşması kastedilmektedir; yâni Yoga'nın aslî amacı, islâmî anlamda, insanın Mi'râc'ının gerçekleşmesidir. Yoga, Hindistan'ın, Tanrı'ya inanan: Mimansa, Vedânta, Sankhiya, Yoga, Niyya, Vaişeşika; ve içinde Tanrı fikri bulunmayan: Budizm ve Jainizm diye bilinen ve "Sekiz Tarîk (: yol)" adı altında toplanan temel felsefe sistemlerinden biridir.

Yoga'dan çok bahseden edebî ve dinî bir eser de,  Hinduizm'in en popüler kitabı olan Bhagavad-Gîta'dır (:Tanrı'ya Kasîde). Bhagavad-Gîta, Tanrı'nın (Krişna'nın),  biribirleriyle cidâl hâlinde bulunan iki aileden Bharat'dan Prens Arjuna'ya Yoga'yı öğrettiğini anlatan epik bir eser olan Mahabharata'nın yalnızca bir bölümü, yâni bir anlamda Yoga'nın felsefesinin temelidir.

Yoga hakkında söz etmeden geçemeyeceğimiz çok önemli bir kaynak da Upanişadlar'dır (Upanişad: Mürşidimin yanında dinledim). Yoga'nın özellikle tekniğinden söz eden ve Hindistan'da geçerli olan edebî brahmana, purâna, samhîta ve sutra uslûplarında yazılmış olan meselâ Ghiranda-Samhîta ve Yoga-Pradika-Upanişad gibi eserler de vardır. Bugün Batı'nın Yoga hakkındaki bilgileri, öncelikle, Patanjali'nin MÖ. IV. yüzyılda kaleme almış olduğu Yoga-Sutra başlıklı kitabından aktarılmıştır. Bu kitap kendisinden önceki bütün Yoga tekniklerinin sentezinden ibârettir.

Yoga-Sutra'nın önemine binâen bu kitap hakkında çok kısa bir bilgi vermek yerinde olacaktır. Kitabın I. Bölümü insanın bilincinden ve bunun özelliklerinden söz etmekte, Yoga'yı uygulamak isteyen kimsenin bilincini nasıl odaklaması gerektiği açıklamaktadır. II. Bölüm'de bilincin faal hâli ve bunun nasıl kullanılacağı açıklanmaktadır. III. Bölüm bir tâlibin, Yoga yaparak, ne türden parapsikolojik nitelikler kazanabileceğine ışık tutmaktadır. IV. Bölüm ise, tâlibin, nefsin bağlarından kurtulmasının ve Samadhi'ye (yâni islâmî anlamda Mi'râc'a) erişebilmesine yol açacak hâli kazanmasının rehberliğini yapmaktadır.

Yukarıda sözünü etmiş olduğumuz Yoga ile ilgili bütün kitapların yorumlanmaya ihtiyâcı vardır. Böyle bir yorum ihtiyâcı her dinde ve özellikle Musevîlik'de de, Hıristiyanlık'da da ve İslâm'da da bulunmaktadır. Şu hâlde bu yorumu yapacak olan bir öğretici (muallim, mürebbi' ya da mürşid) olacaktır. İşte bu:  guru'dur. Guru olmaksızın Yoga'dan yararlanmak mümkün değildir. Gurusuz yoga, Yoga değildir. Çünkü Yoga yaparken Guru insanı hem fizikî ve hem de mânevî tehlikelerden korur. Sanskritçe'de guru'nun etimolojik anlamı "Karanlığı İzâle Eden"dir. Yoga ancak anatomi, fizyoloji, Ayurveda ve mânevîyat alanlarında ehliyetli guruların denetimi altında yapılırsa yararlı olur. Bu konuda Yoga-Kundalini-Upanişad'da şâirâne bir açıklama bulunmaktadır: "Guru, Şehâdet Âlemi'nin (Fenomenal Âlem'in) ummânını kürek çekerek aşmak isteyen tâlibin, Guru'nun sağladığı bilgilerle yapılmış olan kayığının dümencisi mesâbesindedir".

Hem içki ve sigara içerenlere Yoga yaptıran guru gerçek guru değildir ve hem de içki ve sigara içerek Yoga yapan tâlib gerçek tâlib değildir. Bunlar yalnızca kendilerini aldatan ve Yoga'dan hiçbir fayda görmeyecek olan kişilerdir.

Batı'nın Şekillendirdiği Yoga

Bugün Yoga hakkında Batı'da yazılmış olan kitaplara bir göz atılacak olursa: Karma-Yoga, Hatha-Yoga, Bhakti-Yoga, Jiana-Yoga, Kundalini-Yoga, Raja-Yoga, vs... şeklinde farklı yogalardan söz edildiği görülmektedir. Ortaya bu kadar çeşitli yoga'nın çıkmış olması Yoga'nın kendisinden değil, Yoga'nın mâhiyetini derinliğine kavramaktan âciz kalan Batı'nın kendisine göre farklı kategoriler uydurmasından ötürüdür. Ana kaynaklara rücû edildiğinde yalnızca Yoga'dan söz edildiği, bunun alt-kategorilerinin bulunduğuna dair hiçbir bilgi verilmediği görülmektedir. Buna rağmen, Batı'nın farklı isimlerle andıkları bu displinlerden birkaçından ne anladığına kısaca değinmek uygun olacaktır.

Karma-Yoga (Sanskritçe'de karma: fiil, hizmet) – Tanrı'nın yarattıklarına karşılığını beklemeksizin hizmet etmenin yolunu-yordamını, ahlâkını öğreten bir sistemdir. Yoga-Sutra'da (II/1'de) Patanjali: "Ef'al Yogası [nefsin] tezkiyesinden, zikirden ve Tanrı'ya tam teslimiyetten ibârettir" demektedir. "Ef'al Yogası" sonradan Karma ile eşanlamlı kılınmıştır. "Tanrı'yı fiilin sebebi" olarak göstermekte olan Patanjali'nin bu beyânı, aslında, "Ef'al Yogası" ya da Karma'nın Tanrı'yı her işin sebebi olarak gören islâmî anlamdaki Kader (Hayrihî ve şerrihî min Allāhi teâlâ!) kavramından başka bir şey değildir. Dolayısıyla Karma-Yoga yapmak kendini Tanrı'nın Kader'ine teslim olmayı sağlamakla eşdeğerdir.

Hatha-Yoga (Sanskritçe'de hatha: güç, kuvvet) – Sanskritçe'de ha: Güneş, tha: Ay'dır. Hatha-Yoga Güneş'in etkenliği ile Ay'in edilgenliğinin (ya da Çin'deki Yang ve Ying'in, veyâ İslâm Tasavvufu'na ve Mûsevî Kabalası'na göre Rûh ile Nefs'in) bir arada uyum içinde bulunmalarını sağlar. Hatha-Yoga nefsin hevâ ve hevesini dizginlemeyi de öğretir.

Raja-Yoga (Sanskritçe'de raja: melik, sultan) – Raja-Yoga bu yoldaki bir tâlibin erişebileceği en son olgunluktur. Karma-Yoga, Hatha-Yoga, vs... gibi yogaların bütün mertebelerini özümleyen ve bunları bir hayat tarzı biçiminde uygulayan tâlibin Raja-Yoga mertebesine ulaşmış olduğu söylenir. Raja-Yoga, bu bütün yogalara hükmeden, bütün yogaların meliki, sultanı olan yogadır.

Bütün yoga mertebeleri ancak bir Guru'nun (bir Mürşid'in) nezâretinde aşılabilir. Tâlib kendisini Guru'sunun (Mürşid'inin) irâdesine tam anlamıyla teslim ederse bu yolda olgunluğa erişebilir ve kendisi de bir guru olabilir.

Yoga-Sutra'ya Göre

Yoga'nın Basamakları

Upanişadlar'a baktığımızda yoga onsekiz basamak ya da mertebe olarak takdîm edilmektedir. Patanjali'nin eseri olan Yoga-Sutra'ya göre ise bu basamaklar ya da mertebeler sekizdir:

1.      Yama – Bu, Yoga'nın Ahlâk düstûrudur. Nefsin tezkiyesi için başkalarına zarar vermekten, yalandan, hırsızlıktan, nekeslikten korunmayı ve istek ve duygularına hâkim olmayı içerir.

2.      Niyama – Bu, Yoga'nın Disiplin'i yâni Şerîatı'dır. Tâlibin temiz olmasını, kendi hâlinden râzî olmasını, zühd sâhibi olmasını, tefekkür etmesini, kendisini Tanrı'ya adamasını içerir.

3.      Asana – Bu, Yoga'nın Sükûnet düstûrudur. Bedene hâkim olmak sûretiyle nefse hâkim olunmasını temin eder.

4.      Pranayama – Prana, nefes ya da enerji anlamında olmakla birlikte Upani-şadlar'da, insandaki hayatı izhar eden Nefs olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla Pranayama bilinci ve nefsi kontrol altında tutma sanatıdır.

5.      Pratyahara – İnsandaki duyuların tâtil edilmesi yâni dış ve iç dünyânın etkenlerine karşı hiçbir tepki gösterilmemesi ilkesidir.

6.      Dharâna – Bu, Yoga'da, bütün bilincin tek bir nesne üzerine odaklanmasını sağlayan mükemmel Râbıta (konsantrasyon) ilkesidir.

7.      Dhyâna – İstiğrak hâli. Bu hâle erişen tâlib kendi irâdesinin dışında, dış dünyâdan tamâmen soyutlanmış olarak, Tanrı'nın kendisine gösterdiklerini hiçbir yorum yapamadan müşâhede eder.

8.      Samâdhi – Tanrı'nın huzûruna çıkma (Mi'râc).

Yoga-Sutra'yı Arapça'ya ilk çeviren El Birûnî (973-1048) işte bu sekiz basamağın içeriğini tahlîl ederek: "Yoga, Tasavvuf ile tamâmen uyum içindedir" diyebilmiştir.

Bu basamakları aşan kimse, islâmî terminoloji çerçevesinde ifâde edilecek olursa, İnsân-ı Kâmil olur.

Yoga İle İlgili Efsâneler

Veyâ Yanlış İnançlar

Yoga ile ilgili bâzı efsâneler de uydurulmuştur. Bu efsâneler Yoga'nın gerçek yüzünü maalesef örtmektedirler.

1.           Yoga'nın amacı sinir sistemini rahatlatmaktır. (Aslında Yoga'nın sinir sistemini rahatlatması onun sağladığı mânevî eğitimin, ancak ve ancak, bir küçücük yan-ürünüdür).

2.           Yoga bütün hastalıkları tedâvî eder. (Tedâvî ancak tıbbî bilgi, ilâç ve bunlarla ilgili metodlar aracılığıyla olur; Yoga aslā kendi başına tedâvî etmez ama bedeni ve irâdeyi kuvvetlendirmesi açısından tedâvîye sâdece yardımcı olabilir).

3.           Yoga'yı herkes yapabilir. (Yoga'yı ancak bu konuda yeteneği olan kişiler yapabilir. Buna karar verecek olan da Guru'dur yâni Mürşid'dir. Kötü alışkanlıklardan soyutlanmamış kişiler ile eline, beline ve diline sâhip olmayanların Yoga'da ilerlemeleri mümkün değildir).

4.           Yoga yapan  tabîat kānûnlarına uymayan şeyler yapabilir; kerâmet ve mûcizeler gösterebilir. (Yoga yaparak insan kerâmet ve mûcize yapma yeteneğini kendiliğinden kazanamaz. Bu yetenek ancak Tanrı tarafından seçilenlere lûtfedilir).

5.           Yoga'yı yalnızca hidûlar ve budistler yapabilir. (Yoga bir metoddur. Bir sınıfa ya da bir kasta Tanrı tarafından bağışlanmış bir ayrıcalık değildir).

6.           Yoga'da "meditasyon" yapılır. (Yoga'nın hiçbir klâsik kaynak kitabında "meditasyon" kavramı yoktur. Lâtince  meditatio (yâni derin derin düşünme) kelimesinden türetilmiş olan bu kavram Batı'nın Yoga'ya bir yakıştırmasıdır.

7.           Yoga yapan herkes vejetaryen olmalıdır. (Klâsik kitapların hiçbirinde Yoga yapanlar için et yemek yasağı konulmuş değildir; ama bâzı kitaplarda bu yalnızca tavsiye edilmiş bulunmaktadır. Meselâ, etten başka gıdâ bulunmayan kutup bölgesinde yaşamakta olan ve Yoga yapan bir eskimoya hiç et yasağı konulabilir mi? Yama'da geçerli olan Ahimsâ İlkesi kimseye zarar verilmemesini emreder. Rigveda'da Tanrıya kurban kesileceği anlatılmaktadır. Ahimsâ'yı, Tanrı'nın müsaade ettiklerini dahi ortadan kaldıran bir anlayışla uygulayan bağnaz kimseler et yemek için hayvan boğazlamayı da haram saymışlardır. Hâlbuki kutsal kitaplarda böyle bir yasak yoktur. Özellikle de İslâm'da hangi hayvanların yenebileceği açıkça belirtilmiştir.).

 

8.           Yoga yapan herkes "reenkarnasyon"a inanmak zorundadır. (Reen-karnasyon rûhun hayvan ve bitki bedenleri de dâhil bir bedenden bir başka bedene intikālini öngören bir kavramdır. Kelimeyi, bu şekliyle, Batı uydurmuştur. Hindû mânevîyâtında reenkarnasyon değil Samsâra kavramı vardır ve bu, vehimlerle kirlenen Nefs'in bir hâlden bir başka hâle dönüşmesine (istihâlesine) delâlet eder. Nefs ve Vehim zâten insan ile Tanrı arasındaki en büyük engellerdir. Bunun ilâcı ise Samâdhi yâni Mi'râc'dır. Böylece insan Tanrı'nın (Brahman'ın) huzûruna çıkar, kendi zâtı ile Tanrı'nın Zâtı'nın ne olduğunu anlayarak gerçek bilgiye kavuşur. İşte bu, Samsâra vehminin sonudur. Samsâra M.Ö. VII. yüzyılda avâmîleşmiş ve, bilgisiz halk kitleleri nezdinde, rûhun bir bedenden bir başka bedene intikāl ettiği şeklindeki yanlış inanca dönüşmüştür).

Sonuç

Yüzyıllar boyunca temkin sâhibi guruların gözetimi altında uygulanan Yoga, insanlara, bu dünyânın sıkıntılarına göğüş germek, bedenlerinin sağlığını korumak ve stres denilen sıkıntıları bertaraf etmek imkânını bahşetmiştir. Bugünkü tıbbın özellikle insanların psikolojik sorunlarına yönelik yeterli bir "koruyucu hekimlik" hizmeti yapamadığı olgusu karşısında Yoga'ya yönelmek bir zorunluluktur. Temkinle ve isâbetle kullanıldığı takdirde Yoga, geçmiş zamanlar ile bugünkü çağdaş tıbbın "koruyucu hekimliği" arasında bir köprü olabilecek niteliktedir.

* * *

Doğu tıp uzmanı Vladimir Uzun

 

P.S. Bu makale PR. Ahmed Yuksel Ozemre beraber yazmıştık 2004 senesinde. Çok zaman geçti…

 

 
Banner