Başlangıç HİNDİSTAN TIBBI Ayurveda Ayurveda

Warning: Parameter 1 to plgContentAlphacontent::onAfterDisplayTitle() expected to be a reference, value given in /home/jroxemaa/public_html/eastmedicine.net/libraries/joomla/event/event.php on line 67

PostHeaderIcon Ayurveda

                                    

Ayurveda  

  

Uzun Yaşam Bilgisi (Bilimi) 

 

"Onların, yazarın adını taşıtan böyle bir kitabı var ki, tüm tıbbi kitaplarından en önemlisi sayılır - ‘Çakara’. Son dvaparayuga  Çakara’nın rişi? olduğuna inanıyorlar; ismi Agnivesha idi . "

 Abu Reyhan Biruni ‘Hindistan’ (X yüzyıl)  

       Sanskritçe’den uzun yaşam bilimi (uzun yıllar yaşama bilimi) olarak tercüme edilen “ayürved’in” ortaya çıkışı Veda metinlerinin yaygınlaştığı dönemde gerçekleşmiştir. Veda metinlerinin varlığı yeniçağdan 1500–1200 yıl öncesine dayanır. Bilim adamlarına göre, Ariya kabilelerinin Hint yarımadasını istila etmeleri sonucu bu bölgeye gelenler, kendileri ile birlikte Veda kutsal kitabını ve  “Veda” olan yeni Vedazm dinini getirmiş ve yaygınlaştırmışlardır.Veda metinlerinin kökeni sorusu gizemini hala korumaktadır. Halk arasında ağızdan ağza, nesilden nesle geçerek öğrenilmiş ve böylece bir gelenek haline gelerek yayılmış ve insanlar bu metinleri üzerinde her hangi bir değişiklik yapmaksızın ezberlemeye başlamış olmalıdırlar. Bu durumu 18. asırda Hint yarımadasında Veda’ların belirli metinlerini ezber bilen insanlar ile karşılaştıklarını eserlerinde anlatan İngiliz yazarlarının anıları da kanıtlamaktadır.

 Bu metinler yazılı şekilleri yaklaşık olarak yeniçağın 1000. yıllarında ortaya çıkmıştır, sözlü olarak ise yeniçağdan 10 000 yıl önce mevcut oldukları bilim adamları tarafındankabul edilmektedir. Bu şekilde Veda’ların ortaya çıkma bilgileri geçmişin karanlık sırları içinde kaybolmuş durumdadır.       

Ayurveda, Vedizm dini ile organik olarak bağlıdır. Hint uygarlığının ve dininin daha sonraki dönemlerde gelişmesiyle birlikte Vedizmi değiştiren Brahmanizm dini ortaya çıkar ve bu din aynı zamanda Vedaım dininin devamı olarak kabul edilir. Bizim için önemli olan nokta, Ayurveda teorisinin temelini teşkil eden Brahmanizm’in bir kolu olan “Sankhya”  felsefesidir.       

Sanskrit çerçevesinde “Sankhaya’nın” harfiyen tercümesi – sayı, hesaplama, hesap – anlamını taşır. Veda’ların öncü rolünü tanıyan altı Ortodoks (Brahmanizm) felsefe okullarından bir tanesidir. Bununla birlikte “Sankhya” doğrudan “Veda” metinlerine değil, bu metinler ile ilgili bağımsız deneylerin ve düşüncelerin analizleri neticesine dayanmaktadır. “Sankya’nın” kurucusu olarak Kapila (yeni asırdan önce 7. asırda) kabul edilir, ancak onun ve öğrencilerinin eserleri günümüze kadar ulaşmamıştır. “Sankya’dan” kalan ve muhafaza edilen kaynaklar yeni çağın ilk bin yılına aittir ve bunların en-eskisi İşvarkrişna’nın “Sankhya-karika” adlı eseridir.Sebepten sonuç doğar bilgisi veya bir ve aynı tözün (görünen ve gizli) olan iki durumu anlama bilimi, “Sankya’nın” çıkış metafiziğinin başlangıcıdır. “Sankhya” felsefesi bir bütün olarak dualistik karakteri taşır. “Sankhya” iki birincil derece öneme sahip olan iki gerçek tanır: Bunlar  prakriti (maddi ilk sebep) ve puruşa (ben, kendi özüm, ruhum, bilincim)’dır.Prakriti ebedî, bağımsız ve aktiftir ancak bilinçten mahrumdur. O her bir nesnenin var olmasının temelini teşkil eden ve çelişkilerden ibaret olan bir birliktir ve  dengeli bir halde bulunan üç guna’dan (tözden-güçten) ibarettir.Puruşa pasiftir ancak bilinci vardır. Puruşa ve prakriti’ye dokunulduktan sonra guna’ların dengesi bozulur. Prakriti’nin içindeki derinliklerde dalgalanma başlar. Guna, çeşitli kombinasyonların ve nispetlerin birleşmesi neticesi, tüm nesnelerin oluşması şeklinde karakterize edilir.Mahat – evriminin ilk ürünü “büyük birlik”, tüm maddiyatın temelini teşkil etmektedir. O bir buddhi’dir – nesnenin sübjektiflikten farklı olduğunu anlayan düşünce süreçlerinin bir ince tözü, fikridir. Mahat evriminin ortaya çıkan ikinci ürünü– ahankara (kendi özü), kendi kendine anlama, veya münferitlik ilkesidir.Bir veya birkaç guna çoğunluğuna bağlı olarak, ahankara neticesinde meydana gelenler:5 algılama organı;5 hareket organı;5 ince element ve onların sayesinde meydana gelen (ses duyma, görme, renk seçme, tat ve koku hissetme) kabiliyet;5 maddi element – akşa (feza), hava, ateş, su, toprak. Sankya diğer Hint düşünce sisteminin üzerinde yarattığı etki ile yoga felsefesinin temeli olmuştur. Ayürved’in teori ve felsefe esasları “Sankya” dini-felsefe sistemi ile organik olarak bağlıdır ve onların dışında bakılmaları mümkün değildir. Bu söylenenlerin içeriğinde, insan ilahî bir yaratıktır ve onun ruhu vardır anlamı gizlidir. Ruh beden ile bağlıdır, insanın sağlığı açısından menfî olduğu gibi, müspet olarak ta onlar karşılıklı olarak birbirlerine etkilidirler. Ruhunu tedavi etmeden, bir hastayı tedavi edemezsin. Ayurveda derin bir dini tedavi sistemidir ve bir hastanın tedavi süreci esnasında sadece bedeni değil, aynı zamanda ruhu da tedavi edilir. Bu Ayurvedanın temel prensibidir. Ayurveda hakkında birkaç yazılı kaynak mevcuttur, ancak onlardan üçü(1) çok önemlidir. Tedavi prensipleri Ayurveda içinde kullanılan temel taban olup, bu kaynaklardan çıkmaktadırlar.       

 “Çaraka-samhita” bir tıp tezidir ve onun kaynakları Veda çağının sihirli tasavvurlarda yatmaktadır. Onun müellifi olan Kuşan radja Kanişki-Çarake’ nin  saray hekimi olduğu kabul edilmektedir. O “Taksila” isimli eski Hint tıp okulunun (Taksila tıp okulu ile ilgili budizm efsaneleri mevcuttur) takipçisi olarak daha sonra kendi tıp okulunu yaratmıştır. Tezin çekirdek kabul edebilebilecek ilk fikirleri tahminen 2. asırda yazılmış, ancak 8-9 asırlarda metnin redaksiyonu yapılarak, Kaşmirli Dridhabal tarafından tamamlanmıştır. Çaraka kendi eserine, onun öncüsü olan Agniveşi’nin eserleri üzerinde yapılan bir yeni çalışma olarak bakmaktadır.        

“Çaraka-samhita” nedir? O klasik Sanskrit şeklinde sekiz kitap olarak yazılmış olan ve başlıklar  ile  bölümlere ayrılan geniş kapsamlı bir tıp eseridir. Bu sekiz kitabın bölümleri ve içerdikleri bilgiler şunlardır:   

Birinci kitap tıp bilimlerinin ihtiva ettiği belirli konuların açıklamalarını içerir. Eserin hemen başında Ayurveda uzun ömür (Ayurveda kelimesinin anlamı- uzun yıl yaşama) bilimi olarak inceleniyor.  İlk dört bölümünde hijyen kuralları, (tedavinin tam metninde) dört temel terapi, hastalık tanımlaması ve onun dört modülü, insan hayatının amaçları, vücutta uzay elementlerinin aktifliği, diyet v.b. konular açıklanmaktadır. Bu bölümde yapılan “hastalık ve sebepleri, tedavisi, tedavinin sonuçları” şeklindeki açıklama budizmin şu dört “asil gerçeği” ile örtüşür: Istırap ve onun sebepleri, onu bertaraf etme çareleri ve bertaraf edilmesi.       

İkinci kitapta insanlarda görülen temel hastalıkların sebeplerinin araştırılması yapılıyor. Örneğin; humma, tümörler, kan hastalıkları, idrar kesesi problemleri, cilt hastalıkları, zayıf düşme, epilepsi, delilik v.b. hastalıklar.       

 Üçüncü kitabın içeriğine tıp okulunda yürütülen tartışmalar esnasında uygulanan teori argümanları, sindirim sistemi, epidemiler ile ilgili bölümler, kan damar sistemi, teşhisler ile ilgili başlıklar dâhildir. Bu kitap aynı zamanda bir hekimin tıp eğitimini tamamlaması esnasında meslek sırları ile ilgili gizlilik şartlarını koruyacağı, her zaman hastalara ilgi göstereceği, onların hastalıklarını başkalarına açıklamayacağı, zehir hazırlama işlerine katılmayacağı ve hayatı boyunca çevresinde bulunan tüm diğer insanlara örnek bir kişiliğe sahip olacağı hususunda vereceği yemin ile ilgili organize edilen dini töreni ayrıntılı bir şekilde açıklamaktadır.        

Dördüncü kitap insan, embriyoloji, anatomi, ebelik ile ilgili bilim ve eğitimleri izah eder ve “Sankhya” felsefesi pozisyonundaki ruh (puruşa) olaylarını ve maddî (prakriti) başlangıcı ile sınırlandırmak suretiyle bireyi oluşturan kısımları inceler.        

Beşinci kitap sağırlıktan başlayıp karabasan görme (umamansa hastalıkları indriy grubuna aittirler) hastalığına kadar insanın duyu (indriy) organlarının tedavilerine ve teşhislerine adanmıştır. Bu kitapta hastanın yaklaşan ölüm belirtileri verilmiş ve ayrıntılı olarak açıklanmıştır.        

Altıncı kitap çeşitli tedavil yöntemlerini içerir, Bu altıncı kitap, ikinci kitapta verilen tüm temel hastalıkların tedavi stratejilerini ayrıntılı olarak incelediği için, diğer yedi kitabın en hacimlisidir.Yedinci kitapta şifalı bitkilerin kaynatılıp içerisine çeşitli maddelerin karıştırılması neticesinde çeşitli ilaçların hazırlanması ile ilgili yöntemler açıklanmaktadır.        

Sekizinci kitap, pratik olarak önceki kitapların içeriklerinde açıklanan durumları tekrar ve sıvı ilaçların hazırlanmasını ayrıntılı olarak izah etmektedir. Çaraka, Tanrıların tedavi kabiliyetlerini açıklayarak, ilgili mantra’lar (hastalıklar) için ilaçları belirleyerek Veda çağı ile ilgili tasavvurları sistemleştiriyor. “Suşruta samhita” bu hayattan keyif almak için mi, yoksa Tanrıya ulaşmak için mi gerekli olduğuna bakılmaksızın, insanın, dünyanın ve insan sağlığının korunmasının önemi ile ilgili bilgileri içermektedir.        

Sağlık, insanın doğal ve mükemmel olma durumudur ve bu durum insanın, evrenin, bilincin ve bedenin uyumlu birliğinin temelini teşkil etmektedir. Her bir hastalığın kaynağı ilk önce bilinçten, düşünceden başlayan bu birliğin bozulması ve tahrip olmasıdır. Kendisine sahip olduğu bu hayatı veren ve bu süreçleri destekleyen organizmanın gücü ve kabiliyeti,  güçlerin mikro uzay ikizleridir, ki onlar evreni teşkil eder ve desteklerler. İnsan ve evren bir bütündür ve makro uzay için uygulanan şey, mikro uzay içinde aynen uygulanır. Çevresindeki dünya ile bağlantısını geliştirmek suretiyle insan, dış ve iç durumu ile dengeyi bozarak yalnız kalır. Vücudumuzun her bir hücresi bütün bir dünyadır; o inşa etme, yıkma ve yutma kabiliyetlerine sahiptir. Bu bir hücrenin arkasında, organizmayı oluşturan hücre grupları vardır. Bu hücrelerin aktif fonksiyonu koordinelidir ve mükemmel bir uyum içindedirler. Vücudumuzdaki tüm organlarımız uyumlu bir şekilde hareket ederler ve çalışırlar. Her bir element, daha büyük ve daha mükemmel bir oluşumun içeriğine dahil olur, ancak buna rağmen daha büyük oluşum, ondan daha küçük olan oluşumu sınırlandırmaz. Tüm uzay gerçeği işte bu şekilde oluşur. Küçük, büyük ve daha büyük olanlar birbiriyle öyle bir şekilde bağlıdırlar ki onlardan sadece bir tanesinin bozulması ardından tüm diğerlerinin bozulmasına yol açar.Mevcut olan tüm nesneler ile ilgili akrabalık hissini kaybetmek, ahlak prensiplerini ihlâl etmek, bilince, yaratıcılığa, başkalarına kaygı duymaya yönelmeyi kesmek sureti ile insan, sağlık durumunu besleyen güç kaynaklarını kendisinden uzaklaştırır. Beslenme ve hijyen konularının bilinmemesi hastalıklara, hayatın anlamının ve onun var olması için gerekli olan doğruların anlaşılmaması hastalıklara ve felaketlere yol açar. Şayet bir insan, hayatının sadece bedeni ile sınırlı olduğunu ve tamamen dış ortama bağlı bulunduğunu düşünürse, etrafında virüslerle, stres ve rekabetle dolu olan düşmanca bir dünya ile çevrili olduğu hissi ile yaşarsa, hastalıklara daha kolay yakalanan bir bünyeye sahip olur. Kendi tabiatını hatalı anlamak, bedeni ile veya başka bir görevle kendini sınırlamak, dünya ile ilgili eğri tanımlamasına bağlı kalmak, insanın kusurlarını besleyen bir ortam oluşturur.         

İnsanın yoğun ve ince bedeni, sayısız kanallar vasıtası ile evrene bağlıdır. Surşuta bu hususta aşağıda sayılanları söylüyor: Atardamarlar (dhamani);Toplardamarlar (sira)Lenf kapları (asaya) ceGövdenin içindeki boşluk (şariraçhidra). İnsanın bedeni tamamen böyle kanallar ile örülüdür. Suşruta bu kanalların tanımlamasını yaparken “nadi” kanallarını da belirtiyor ki onlar yoğun bedene değil, ince bedene aittirler. Kelimesi kelimesine “elektrik cereyanı” olarak tercüme edilen “nadi” kanalları insana sürekli olarak evren ile bağlantı sağlar ve yoğun bedenin olduğu gibi, ince bedenin de özel bölgelerini teşkil eden - hayati noktalar olarak adlandırılan “marma’ları” birleştirirler. Suşruta-samhita’ya göre “marma” – iki veya daha fazla beden başlangıcını – kasları kan damarlarını, kemiklerin ve eklemlerin bağlantılarını birleştirme yeri olan düğümler noktasıdır ve aynı zamanda enformasyon ve enerji (sthula ve nadi) kanallarının projeksiyonudur. “Marmanın” ince planı çerçevesinde – bölgeler evrenin ilk elementleri olan – doğal afetler, toprak, ateş, su, hava ve feza - ile bağlıdırlar. Suşruta 107 “marma” için bilgi verirken onların nerede bulundukları, ne ile adlandırıldıkları, sıra numarası, boyutlarının ne kadar  olduğu, sınıflandırılması, noktaların doğrudan ve tamamen hasar görme belirtileri ile ilgili açıklamalar yapıyor.İnsan bedeninin kanalları içinde maddelerin, enerjinin ve havanın hareketi, yavaşça akan bir dereye benzer. Şayet  güçlü bir rüzgarın veya taş yığınlarının önünü kesmesi sureti ile bu akma durumu bozulursa ve aşırı sıcaklık dereyi kurutursa acaba neler olur? İşte “marmanın” içindeki bölgelerde enerji yığılması olursa, bu durum kanallarda enerjinin serbest ve rahat akışına mânî olur.  Eğer kanallardaki hareket zorlaşır veya durursa onlarda (örneğin kan damarlarının içinin kaplanmasına benzeyen şekilde) zehir – ölü hücreler ve yağlar yığılmaya başlar. Bir yere yığılan zehirler diğer serbest olan kanallara yayılır ve onlar kendi işlerini yapamaz hale düşerler ve değişirler. Üç “doşun” değiştiği bu yerde patoloji gelişmeye başlar ve her canlı varlık gibi o da kendisinin varolması için mücadeleye başlar. Doğal olmayan bu şartlarda var olma amacı ile hücreler bağımsız olan bir alt sistem yaratırlar ki bu sistem uzay ritmi ile uyumlu değildir. Hastalık – fiziki ve beyinsel olarak bu şekilde ortaya çıkar. Akıl hastalığı ise – daha büyük sistem ile uyumu düzenlenmemiş olan öz gerçeğini yaratmaktır.Marma teorisini mükemmel bir şekilde tanımlamasından başka Suşruta tezi cerrahi aletleri tanımlaması ve sınıflandırması ile de meşhurdur. Cerrahi aletlere aslan, ayı, kaplan ve karaca ile çok sayıda kuş ve böcek  adları gibi adlar verilmiştir. Onların tırnakları, dişleri, gagaları ve hortumları ameliyat esnasında kullanılan iğne, çengel, bıçak ve neşterler için ilk örnekler olmuşlardır ve tecrübeli bir cerrah ameliyata başlamadan önce bu hayvanların gücüne başvurmaktadır. Burada 125 farklı cerrahi alet açıklaması yer alır ve bununla birlikte cerrahlara, her bir ayrı ameliyat durumu için gerekli olan aletleri yaratma hakları verilmektedir. Tez üzerinde araştırma yapan araştırmacılar, içerisinde açıklanan cerrahi aletler ile bugün ulaşılan seviyedeki çağdaş tıpta kullanılan cerrahi aletlerin tamamen aynı olduğu hususuna hayret etmektedirler.“Çaraka samhita’ya” göre hayat ve onun için bilgiler her zaman mevcuttur ve insanlar her zaman “Ayürverd” kanunlarına göre hareket ederek kendi hastalıklarını ne şekilde tedavi etmeleri gerektiğini her zaman bilmektedirler. (Sutrasthana, 1.40). Zaman bu kanunları insan hafızasından sildikten sonra, yeryüzüne  “Dhanvantari”(2) gelmiş ve bunun neticesi “Ayüverd” için bilgileri yeniden tazelemiş ve yenilemiştir. İnsanların “Ayüverd’i” öğrenmeleri ve unutmamaları için, “Dhanvantari” sekiz bölüme ayrılmıştır.120 bölümden ve 8 400 metrik dörtlükten oluşan “Çaraka Samhita’nın” yine sekiz bölümü vardır:

Temel bölümler /Sutrasthana/ şunlardır:

  • Vücut için /Şarirasthana/;
  • Duygusal algılama için /İndriya sthana/;
  • Hastalıkların sebepleri için /Nidana sthana/;
  • Hastalıkları verenler-yayanlar için /Vimana sthana/;
  • Vücudun tedavisi için /Çikitsa sthana/;
  • İlaçların doğru bir şekilde hazırlanması için /Kalpasthana/;
  • Mutluluk için /Siddha sthana/;  

“Ayurveda” bir tıp sistemi olarak çeşitli tedavi yöntemlerine sahiptir. Maalesef toplum bu tıp sisteminin sadece şifalı otlar ve masaj ile tedavi kısmını biliyor ve benimsiyor. “Ayurveda” çerçevesinde açıklanan tedavi yöntemlerinin tamamı şunlardır:

  • Masaj;
  • Hirudo tedavii;
  • Pançakamara;
  • Fito tedavi;
  • Yoga;
  • Astroloji (djotiş);
  • Diyet;
  • Cerrahi tedavi;
  • Marma tedavii.  

Benim görüşüme göre çağdaş tıp yöntemlerine paralel olarak, burada açıklanan teşhis ve tedavi yöntemlerinin tıbbî bir personel tarafından uygulanması gereklidir. Bazı durumlarda uygulanan yöntem beklenen etkiyi vermeyebilir. Uzun yıllar tam teşhisini koyamadığım şiddetli baş ağrısı çeken bir hastam vardı. Onu muayene edip kendisi ile sohbet ettikten sonra onda “kundalini sporodik yükselme” mevcut olduğunu anladım. Bu teşhisim onun daha sonra başarılı bir şekilde tedavi edilmesi için bana çok yardımcı oldu. Bu nedenle çağdaş tıp uygulamalarında hastalıkların teşhisi ve tedavisi için birçok farklı yöntemin uygulanması mümkündür.   

                                                      Doğu tıp uzmanı Vladimir Uzun  

 
Banner